www.firmakonya.com

SADECE KONYAYA DEĞİL DÜNYAYA REKLAM EDELİM

Arşiv ‘Konya’

deneme

deneme


Solucan deyip geçmeyin

Written by İsmail BOZDAĞ on Sep 23rd, 2008 | Filed under: Konya

Solucan deyip geçmeyin…
Toprağın verimliliği ve bitki üretimi üzerinde önemli etkiye sahip olan toprak solucanları ekolojik tarımın en önemli unsurlarından biri. Beslenmeleri ve galeri açma faaliyetleri yoluyla toprağın dengesini olumlu yönde geliştirebilen, su infiltrasyonunu (su geçirgenliği) artırabilen, yüzeye uygulanan organik madde, kireç ve gübrelerin toprakla karışımını hızlandırabilen toprak solucanları, porositeyi (gözeneklilik) de artırabiliyor.

Bunun yanı sıra bitki kök gelişimini desteklerken, kök hastalıklarının oranını da önemli ölçüde düşürüyorlar. Toprak solucanları bu faaliyetleriyle yıllık üretim miktarını ve özellikle tahıl üretiminde kaliteyi artırıcı bir etki yapıyor.

SOLUCANLARIN topraktaki azot çevriminde, erozyonun azaltılmasında da rolleri var. Araştırmalar, açtıkları galeriler nedeniyle eğimli çayırlarda yüzey suyu akışını yarı yarıya azalttıklarını, böylece suyun geçmesini önemli ölçüde engelleyerek erozyonu önlediklerini gösteriyor.

Birçok ülkede, arazilere toprak solucanları aşılanmasının, bitki üremesini belirgin şekilde artırdığı gözleniyor. Kuzey Tazmanya’da yapılan böyle bir çalışmada çayır üremesinin yüzde 75 oranında arttığı görülmüş. Gene Yeni Zelanda’da yapılan benzer bir çalışmada, bitki verimi başlangıçta yüzde 72 artmış. Yüzey organik maddelerinde saklı besinlerin serbest kalmasından sonra görülen bu hızlı büyüme artışı daha sonra yüzde 25 oranında sabitlenmiş. Bu oran Hollanda’da deniz seviyesinden aşağıda bulunan ve denizden setlerle ayrılarak kurutulmuş olan alanlarda yüzde 10, İrlanda’da iyileştirilen turbalık üzerindeki çimenli alanda iki yıl sonra yüzde 25, üç yıl sonra da yüzde 49 olmuş. Bunun yanında, yapılan çalışmalar, toprak solucanlarının, tahıl bitkilerinin gelişimini yüzde 39, tohum rekoltesini yüzde 35, tohumun azot içeriğini yüzde 12 oranında artırdığını gösteriyor.

Dünyada bugüne kadar 500’ün üzerinde toprak solucanı türü tespit edilmiş. Türkiye’de 65 kadar toprak solucanı türü yer alıyor. Bunlardan 22’si ise, dünya üzerinde sadece Anadolu’da yaşıyor.

Günde 60 toprak solucanı yiyebilen köstebekler de toprak solucanının doğal düşmanları arasında yer alıyor. Ayrıca porsuk, su samuru, kirpi gibi memeliler ve ardıçkuşu, baykuş, karatavuk, kızıl gerdan, karga, martı gibi kuşlar ve olta balıkçılığı ile avlanan balıklar için de lezzetli bir besin kaynağı.

Toprak solucanı popülasyonlarına en büyük zararı veren etkenlerse ormanların tahrip olması, toprağın işlenmesi, böcek öldürücü ilaçların kullanımı, doğal yaşam ortamlarının bozulması. Özellikle, kirletici maddelerin, kuşlara ve diğer kara omurgalılarına taşınmasındaki potansiyel rolleri nedeniyle dikkat çeken toprak solucanlarının en iyi bilinen örneklerinden olan Lumbricus terrestris türü son yıllarda önemli bir kirlilik göstergesi olarak kabul ediliyor.
SOLUCAN AMA…

solucanlar çok yararlı biliyorum, ancak saksı gibi sınırlı ortamlarda solucanlar sanırım zararlı oluyor. çünkü saksıdaki tek bitki dışında alternatifleri olmuyor ve köklere zarar veriyorlar.

Portakal bonzaim o yüzden sarardı az kalsın kuruyordu. toprak değiştirirken baktım onlarca solucan çıktı. şimdi sağlığı iyi.


Kiraz Hastalıkları

Written by İsmail BOZDAĞ on Sep 23rd, 2008 | Filed under: Konya

Kiraz Hastalıkları
Kirazlarda yaygın olarak görülen hastalıklar Bakteriyel kanser, dal yanıklığı ve Monilya dır. Bunların en tahripkar olanı bakteriyel kanserdir. Buna kesin bir çözüm olmamakla beraber; bazı tedbirler şiddet ve zararını azaltabilir.

Bakteriyel kanser kökün dışında ağacın her yerinde görülebilir. Sancak en zararlı hali gövde ve dallarda görülmesidir. Titiz bir inceleme ile bulaşık yerler tespit edilebilir. İlk belirtisi, bulaşık yerden itibaren, dalın ucuna doğru yaprakların pörsümesi, sararması şeklinde görülür. Bulaşma yoğun ve etkiliyse dalda giderek kuruma görülür ve bakteri gövdeye doğru ilerler. Meyvede enfeksiyon, içeri çökmüş siyah lekeler halindedir. Dalda bulaşık kısmın kabuğu kaldırılırsa kahverengi renk ve ekşi bir koku hissedilir. Bakteri faaliyeti Sonbaharda başlar. Yazın durur. Yağmur, rüzgar, bıçak, makas, testere gibi alet ve etmenlerle diğer dal ve ağaçlara bulaşır. Mücadelesinde çöğür, aşı gözü ve fidan v.b. materyallerin sağlıklı olması ile başlar. Fidanlıklarda aşı yerinin yüksek tutulması, gövdenin yabaniden teşkil edilmesi pratik önlemlerdendir. Bakteri yazın pasif halde olduğundan hastalıklı dallar bulaşık kısmın 25-30cm. gerisinden hasat sonrasından Ağustos ortalarına kadar kesilip yakılmalıdır. Bulaşma Kasım-Şubat ayları arasında olur. İlaçlı mücadele ise Sonbaharda yaprakların % 75-90 ‘ı dökülünce %3 !lük bordo bulamacı, İlkbaharda gözler uyanmadan önce % 1 ‘ lik bordo bulamacı uygulamaası ile önlem alınabilir.

Kiraz dal yanıklığı ince dallarda ve sürgünlerde, kabukta esmer çökük lekeler görülür. Lekelere tomurcuklarda da rastlanır. Dallarda lekeler kanser görünüşü alırlar. Bir iki yıl geçince zamk meydana gelir. Yapraklarda saçma deliği gibi delikler oluşur. Mücadelesi ve uygulama zamanı bakteriyel kanser için alınan önlemler ile aynıdır.

Monilya hastalığı kirazların çiçek ve meyvelerinde zarar yapar.Çiçeklerin taç yaprakları, dişicik borusu ve erkek organları kahverengileşir. Bu kahverengileşme bütün çiçeğe yayılır. Bu olaya “ Çiçek yanıklığı” denir. Bulaşmış dişi organ meyve oluşturmaz. Kuruyan çiçek demetleri bir miktar sürgünde kalır. Mantar daha sonra çiçek sapından dala geçerek bazen dallarda kanser yaraları oluşturur ve dalı kurutabilir. Ç.çekler sapları üzerine kıvrılır ve dala yapışır. Bu yapışma demet etrafındaki zamk salgısıyla oluşur. Meyvelerde genellikle olgunluğa yakınken enfeksiyon yapar. Meyvelerde çukurlaşma olmaz. Önceleri yumuşak ve kurudur. Bir süre sonra meyve buruşur ve tamamen kurur. Kışı mumyalaşmış meyvelerde ve kanserleşmiş dallarda geçirir. Mücadele için önce erken sonbaharda görülen kanserli ve mumya çiçekli dal ve kurumuş dalcıklar kesilerek yakılır. Önceki yıllarda hastalık görülen ağaçlarda mutlaka ilaçlama yapılmalıdır.İlk ilaçlama çiçeklerin % 5-10 ‘ u açıldığında, ikinci ilaçlama tam çiçeklenmede yapılmalıdır. Etkili maddesi Benomyl 50, Carbendazim 50 olan ilaçları ilgili kurumların tavsiyesi ile uygulanır.


Mürekkep Hastalığı ve Kestane Dal Kanseri

Written by İsmail BOZDAĞ on Sep 23rd, 2008 | Filed under: Konya

Mürekkep Hastalığı ve Kestane Dal Kanseri
Dünya geneline baktığımızda Türkiye kestane üretiminde önemli bir yere sahiptir. Fakat Türkiye’ nin son 30 yıllık zaman dilimindeki kestane üretimi incelendiğinde önemli değişiklikler olduğu görülür. Kestane yetiştiriciliğinin büyüyüp gelişmesini engelleyen, hatta üretimi gittikçe azaltan en önemli etkenler kestanenin iki hastalığı olan Mürekkep Hastalığı (Phytophtora cambivora) ve Kestane Dal Kanseri (Endothia parasitica) (Cryphonectria parasitica)’ dir.

Her iki hastalığın da belirtileri çok farklı olduğundan teşhis etmek kolaydır. Mürekkep hastalığı, ağacın köklerinde çürüme ve çürüyen yerler kaldırıldığında siyahımtrak mavi renkli mürekkep lekesi benzeri akıntılarla teşhis edilir. Kanser ise gövde ve dallarda şişkinliklerle birlikte çatlamalar şeklinde ortaya çıkar. Mürekkep hastalığı daha alçak arazilerde ve su kenarlarında sorunlar yaratırken, kanser hastalığı daha yüksek yerlerde görülmektedir. Daha önce yapılan çalışmalarda kestane alanlarında her iki hastalığa da rastlanmıştır ancak Türkiye’ de ve özellikle Bursa bölgesinde kestane ormanlarında büyük tahribatlar yapan ve ağaçları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakan asıl nedenin kestane dal kanseri hastalığı olduğu anlaşılmıştır. Günümüzde mürekkep hastalığına çok ender rastlanmakta veya hiç rastlanmamaktadır. Mürekkep hastalığı kısa sürede ağaçları tümden öldürmesine karşın, kanser genç filizlerde hastalık oluşturmaz ve ayrıca bazı ağaçlar da kendilerini kanserden kurtarabilirler.

Gövde ve dallarda pamukçuklar, tipik olarak kabuk ayrılır ve hücreler ölürken kabuğun geniş bölümleri düşer.

Kabuk renk değiştirir, şişer ya da düşer.

Kestane kanserinin belirtileri

Her iki hastalığın mücadele yöntemlerinde de bazı farklar bulunmaktadır. Örneğin mürekkep hastalığı nemli koşulları sevdiğinden kurak dönemlerde sorun yaratamaz. Ayrıca mürekkep hastalığına karşı etkili kimyasal ilaçlar bulunmakta ve bunlardan sonuç alınabilmektedir. Ancak kanserle mücadelede kimyasal ilaçlardan başarı elde edilememiştir. Biyolojik mücadelede kısmi başarıların elde edildiği görülmüştür. Yapılması gereken en önemli şey, kestane üretimi yapan insanlara hastalıkla ilgili tanıtıcı eğitim programları uygulamak ve hastalıkla mücadele yollarını anlatmaktır.

Kestane dal kanseriyle mücadelede izlenecek yollar:
-Tespit edilen hastalıklı dallar ve gövdeler kesilmeli ve ormandan uzaklaştırılarak mümkünse yakılmalıdır.
- Kesilen ağaçlardaki yara izleri izole katkı maddeleriyle kapatılıp açık yerlerden ağaçların yeniden hastalık kapması engellenmelidir.
- Meyve toplama sırasında ağaca sırıkla vurularak yaralanmasına izin verilmemelidir. Kestane gövdesinde yara açan zararlılar mevcutsa bunlarla mücadele edilmelidir.
- Kestane kanserine dayanıklı çeşit arayışları sürdürülmeli ve yerel çeşitlerin hastalığa karşı reaksiyonları izlenmelidir